Month: January 2017

Meksika, Francis Alys, ve Kardeşlik

Meksiko’daki Rufino Tamayo müzesinde sergilenen sanatçı Francis Alÿs’in “Relato de Una Negociación” adlı sergisinin beni bu kadar etkileyebileceğini hiç düşünemezdim. Aslında herkesin övgüyle söz ettiği Antropoloji müzesine gitme gayesiyle çıkmıştım dışarı. Antropoloji müzesi Pazar günleri halka açık olduğundan oldukça kalabalıktı.   Bilet gişesinin önündeki bir sanatsal protesto gözüme ilişti.  Sonradan tarih hocası olduğunu öğrendiğim Angelica, elime bir broşür iliştirirken, hükümetin ayrımcı öğretmen atama politikasını protesto eden 43 öğrencinin neredeyse bir yıldır “kayıp” olduğunu anlattı. Göstericiler, devletten bu kişilerin ölü ya da diri nerede olduğunu açıklamaları için hesap sormaktaydılar. “Bu müze benim de dahil olduğum INAH araştırma kurulumuna ait olduğu için burada protesto yapmamıza hala izin veriyorlar ama kimbilir yakında buna da karışırlar,” dedi. “Kilise varlıklı kesimle bir oldu, laik eğitim sistemimizi özelleştirmeye çalışıyor. Okullarda çocuklar yine rahiplerin eline kalacak, zaten sağlık sistemini de özelleştirdiler…” Yarım saat sohbet ettik. Türkiye’yi sordu. Yeni seçimlerden çıktığımızı, geleceğin belirsiz olduğunu söyledim. Tesadüf bu ya, aynı gün, 7 Haziran günü Meksika’da da yerel seçimler olmuştu. Ama ülkenin yarısı bile oy vermeye gitmemişti. Canım hiç antropoloji müzesi gezmek istemiyordu, rota değiştirip yolda …

Dedemden Öğrendiklerim

Bir cuma akşamıydı. Dokuz, belki on yaşındaydım. Mami ile sen Şabat yemeği için evimize gelmiş salonda sohbet ediyordunuz. Islak saçla salona girdiğimi görünce annem “hemen saçını kurut öyle gel,” demişti. İsteksizce odama geri dönmeye hazırlanırken “ben kurutayım saçlarını, ” dedin. Suratında çocuksu bir heyecan vardı. Seninle baş başa geçirdiğimiz ilk anlardan bu sahne kaldı aklımda. Sanki büyük bir kadın olmuş kuaföre gelmişim gibi aynanın karşısına oturttun beni. Yavaş yavaş saçlarımı kurutmaya başladın. Ama benim hemencecik canım sıkılmış, içim kıpır kıpırdı. Yerimde durmak zor geliyordu. “Yeter kurudu neredeyse, hadi gidelim,” dedim. Ama sen saçımın her telini kurutmadan beni bırakmayacaktın. Bunu anlayınca sandalyeye biraz daha yayıldım. Aynadan senin ne büyük zevkle bana hizmet ettiğini gördükçe sabırsızlığım eriyordu. Ben de senin gibi o anı yaşamayı öğreniyordum. Saçlarımın arasından geçirdiğin sıcak ellerin boynumda yumuşak bir esinti gibi. İşte senden öğrendiğim sayısız derslerden birini farkında olmasam da o gün öğrendim: Yaptığın ne olursa olsun tam yap, bütün kalbinle yap ve de en önemlisi zevkle yap. Ben büyüdükçe buluşmalarımız, sohbetlerimiz de büyüdü. Ben daha küçücükken bana “en büyük torunum” diye hitab …