create
Leave a comment

Meksiko, Francis Alÿs, ve Kardeşlik

Meksiko’daki Rufino Tamayo müzesinde sergilenen sanatçı Francis Alÿs’in “Relato de Una Negociación” adlı sergisinin beni bu kadar etkileyebileceğini hiç düşünemezdim.

Aslında herkesin övgüyle söz ettiği Antropoloji müzesine gitme gayesiyle çıkmıştım dışarı. Antropoloji müzesi Pazar günleri halka açık olduğundan oldukça kalabalıktı.   Bilet gişesinin önündeki bir sanatsal protesto gözüme ilişti.  Sonradan tarih hocası olduğunu öğrendiğim Angelica, elime bir broşür iliştirirken, hükümetin ayrımcı öğretmen atama politikasını protesto eden 43 öğrencinin neredeyse bir yıldır “kayıp” olduğunu anlattı. Göstericiler, devletten bu kişilerin ölü ya da diri nerede olduğunu açıklamaları için hesap sormaktaydılar.

“Bu müze benim de dahil olduğum INAH araştırma kurulumuna ait olduğu için burada protesto yapmamıza hala izin veriyorlar ama kimbilir yakında buna da karışırlar,” dedi. “Kilise varlıklı kesimle bir oldu, laik eğitim sistemimizi özelleştirmeye çalışıyor. Okullarda çocuklar yine rahiplerin eline kalacak, zaten sağlık sistemini de özelleştirdiler…”

Yarım saat sohbet ettik. Türkiye’yi sordu. Yeni seçimlerden çıktığımızı, geleceğin belirsiz olduğunu söyledim. Tesadüf bu ya, aynı gün, 7 Haziran günü Meksika’da da yerel seçimler olmuştu. Ama ülkenin yarısı bile oy vermeye gitmemişti.

Canım hiç antropoloji müzesi gezmek istemiyordu, rota değiştirip yolda gelirken önünden geçtiğim Tamayo müzesine doğru yürümeye başladım. Güncel birşeyler görmek ruh halime daha uygun olucaktı. Üstelik bir de karnım acıkmıştı. Biletimi alıp önce müzenin restoranında bir şeyler yemeğe karar verdim. Restoran kalabalıktı, köpeklerini alıp parkta yürüyüşe çıkmış Meksikalılarla doluydu bütün masalar. Garson beni bar tipi bir masanın ortasına, iki çiftin arasına oturttu. Zaten başka da yer yoktu. Yemeğimi beklerken cebimden iphone’umu çıkarıp kimmiş bu Francis Alÿs bir bakayım dedim.

Belçika doğumlu Francis Alÿs neredeyse 30 senedir Meksiko şehrinde yaşıyor ve dünyanın bin bir köşesinde katıldığı sergi ve festivallerde Belçika’dan ziyade, kendi deyişiyle onu bir sanatçıya dönüştüren ülke, Meksiko’yu temsil ediyor.

İlk bakışta onu ilgilendiren konular, kullandığı malzemelerin çeşitleri kadar sınırsız gibi gelebilir ama o tam anlamıyla çağdaş bir sanatçı. “Tornado” adlı eseri için kendini defalarca kasırgaların arasına atmış, koskocaman bir buz kalıbını eriyene kadar Meksiko sokaklarında sürüklemiş bir performans sanatçısı. Meksico’nun Amerika sınırındaki Juarez kentinin yıkık dökük sokaklarında aynalarla oynayan çocukların filmini çekmiş bir film yapımcısı, fotografçı, ressam.

Elimdeki minik ekrandan Alÿs hakkında birseyler okumaya çalışırken oturduğumdan beri nereli olduğumu çıkarmaya çalışan çift gözümden kaçmamıştı. Senelerdir önce Amerika sonra İsrail’de yaşadığımdan karışık aksanımı çıkaramayan kişilerin bu türden bakışlarını sezmekte uzmanlaşmış sayılırım. Daha fazla dayanamayıp sordular “nerelisin?” diye. Türkiye’den geldiğimi, bir seneliğine Güney Amerika’da geziye çıktığımı, Meksikayı ne kadar beğendiğimi söyledim. Kumral, hafif toplu, güleç yüzlü, tahminimce 25-26 yaşlarındaydılar.

“Siz kardeş misiniz?” diye sordum.

“Hayır, benim kız arkadaşım,” dedi çocuk.

“Birbirinize benziyorsunuz. Herhalde uzun zamandır berabersiniz,” diye kıvırmaya çalıştım.

Kız hızlıca birsey söyledi, sözcükleri yutarcasına, eli ağzında. Anlayamadım.

“Efendim?” dedim.

Kız, erkek arkadaşına baktı, izin istermişçesine. Çocuk kafasını salladı, laf ağızdan çıkmıştı bir kere, ben de ne dediğini sökmüştüm artık. Yine de tekrarlasın istedim.

“Biz Yahudiyiz de o yüzden benzetmişsindir,” dedi kız. Türkiye’ye ziyarete geldiğimde İsrail’de yaşadığımı söylemeye çekindiğim gibi onlar da benden çekinmişlerdi.

“Önemli değil, merak etmeyin, ben de Yahudi’yim,” dedim. Konuyu kapatmak istedikleri belliydi, zaten hesaplarını ödemişler, kalkıyorlardı. Köpekleri peşlerinde gülümseyerek çıktılar restorandan.

Daha sonra Francis Alÿs’in eserlerini gezerken bu genç çiftle aramızda gecen kısa konuşmayı düşündüm ara ara. Alÿs insanların tüm farklılıklarına rağmen aslında kardeş olduklarını göstermeye çalışıyordu sanatıyla.

“Bazen yapmak bozmak ve bazen bozmak yapmaktır,” adlı iki ekranlı video enstalasyonunda Afgan bir militan bir karede silahını yapıp bozarken diğer karede yine Afganistan’daki İngiliz bir asker kendi silahını benzer hareketlerle yapıp bozuyor.  “Nehre gelmeden önce köprüyü aşma” adlı çalışmasında ise ellerinde terlikten yapılmış küçük kayıklarla Fas’lı ve İspanyol çocuklar uluslararası hudutları yok sayarak Cebel-ü-Tarık Boğazından birbirlerine doğru yüzmeye başlıyorlar. Fas’ı İspanya’dan ayıran sınırın sadece deniz sularından ibaret olduğunu gösterirken, Alÿs bir diğer metaforik köprüyü ise Kuba ile Florida arasında kuruyor. İki ülkenin balıkçıları teknelerini yan yana dizerek kıyılarını birleştirmeye çalışırken sanatçı bu iki düşman ülke arasında sessiz bir iletişim kurmayı başarıyor.

Alÿs’i anladıkça restorandaki Meksika Yahudilerini rahatlatmak için söylediğim son cümleden pişman oldum. Keşke bıraksaydım beni korktukları şey zannetselerdi, ben de onlara aslında hiçbirimizin birbirimizden pek de farklı olmadığını söyleseydim.

*** İlk olarak Şalom Dergi Temmuz 2015 sayısında yayınlanmıştır.***