Month: March 2016

Buraları Asla Unutmayın

 “Sosyal hayatına bir dur demen gerekecek yoksa Meksiko’yu göremeyeceksin,” dedi Eva. Mutfağında organik kefir yapan, balkonunda kaplumbağa besleyen Eva, AirBnB’den kiraladığım evin sahibiydi. Üç odalı evinin bir odasında ben, diğerinde kendi, üçüncüsünde ise İspanyolca kursu için gelmiş 19 yaşında iki Amerikalı öğrenci kalıyorduk. Meksiko’ya vardığım günden beri iki Yahudi-Türk ailenin himayesi altına alınmıştım. Bitmeyen Şabat yemekleri, pazar kahvaltı davetleri, akşam üstü çay sefaları derken Eva’ya hak vermemek mümkün değildi. Ama öğünlerimi İspanyolca – Türkçe karışımı sohbetler eşliğinde zeytinyağlı fasulye, fırında tavuk, pilav yiyerek geçirmekten de pek şikâyetçi olduğum söylenemezdi. Dışarı çıkıp şehrin kalabalık sokaklarında yürümeyi başardığımda ise her köşe başında karşıma başka bir dönerci çıkıyordu. Bir yandan ızgara et kokuları, diğer yandan rogar kapaklarından yükselen lağım kokularıyla bir an kendimi lodos günü İstanbul’unda hissettim. Ama bir zamanlar göllerle çevrili Meksiko’da ne deniz vardı, ne de domuz etinden yapilan, mısır unundan Meksika pidesi arasına servis edilen tacos al pastor dedikleri bu yemeğe döner diyebilirdik. Ertesi gün, anne babası da Türkiyeli olmalarına ragmen Türkçe bilmeyen iki kardeşten bu temel Meksika yemeğinin Birinci Dünya Savaşı döneminde Osmanlı topraklarına …

Meksiko, Francis Alÿs, ve Kardeşlik

Meksiko’daki Rufino Tamayo müzesinde sergilenen sanatçı Francis Alÿs’in “Relato de Una Negociación” adlı sergisinin beni bu kadar etkileyebileceğini hiç düşünemezdim. Aslında herkesin övgüyle söz ettiği Antropoloji müzesine gitme gayesiyle çıkmıştım dışarı. Antropoloji müzesi Pazar günleri halka açık olduğundan oldukça kalabalıktı.   Bilet gişesinin önündeki bir sanatsal protesto gözüme ilişti.  Sonradan tarih hocası olduğunu öğrendiğim Angelica, elime bir broşür iliştirirken, hükümetin ayrımcı öğretmen atama politikasını protesto eden 43 öğrencinin neredeyse bir yıldır “kayıp” olduğunu anlattı. Göstericiler, devletten bu kişilerin ölü ya da diri nerede olduğunu açıklamaları için hesap sormaktaydılar. “Bu müze benim de dahil olduğum INAH araştırma kurulumuna ait olduğu için burada protesto yapmamıza hala izin veriyorlar ama kimbilir yakında buna da karışırlar,” dedi. “Kilise varlıklı kesimle bir oldu, laik eğitim sistemimizi özelleştirmeye çalışıyor. Okullarda çocuklar yine rahiplerin eline kalacak, zaten sağlık sistemini de özelleştirdiler…” Yarım saat sohbet ettik. Türkiye’yi sordu. Yeni seçimlerden çıktığımızı, geleceğin belirsiz olduğunu söyledim. Tesadüf bu ya, aynı gün, 7 Haziran günü Meksika’da da yerel seçimler olmuştu. Ama ülkenin yarısı bile oy vermeye gitmemişti. Canım hiç antropoloji müzesi gezmek istemiyordu, rota değiştirip yolda …

Form versus Content in Art, Travel, and Life

In the last few weeks, I have been busy stuffing my clothes in vacuum bags, stacking my books in the closet’s unreachable shelves while standing on wobbly chairs, and packing everything in my Tel Aviv apartment that says “Nathalie” into a dark storage room in preparation for Part II of my journey to unknown destinations. As of March 12, I have officially released my apartment for sublet and begun my journey anew. After a short detour visiting my grandparents in Istanbul, I have arrived in the warm homes of old friends in London. On my first day in London, I chanced on a tiny temporary exhibition presenting selections from The Museum of Innocence at the Somerset House adjacent to King’s College. As fate would have it, I had visited the original museum that stands in a small street in Beyoğlu, Istanbul just a few days earlier, also without conscious intent. The Museum of Innocence is the physical manifestation of the Orhan Pamuk’s 2008 novel by the same name and comprises small vitrines showcasing items collected by the novel’s …